44.subasi tarafından yazılmış tüm yazılar

İNGİLİZCE C HARFİ EN ÇOK KULLANILAN KELİMELER

Cage = kafes

Cake = pasta

Calculation = hesaplama

Clendar = takvim

Calf=: buzağı

Call = çağırmak

Calm = sakin

Camera = kamera

Camp =  kamp yapmak

Camp = kamp

Campaign = kampanya

Campus = kampus

Can = -ebilmek, yapabilmek

Cancel = iptal etmek

Cancer = kanser

Candidate= aday

Candy = candy

Cap = kap

Capacity = kapasite

Capital = Başkent

Capital = sermaye

Captain = kaptan

Capture = yakalamak

Car = araba

Care= bakım

Care = bakım 

Career = kariyer

Careful = dikkatli

Careless = dikkatsiz

Carpenter = marangoz

Carpet = halı

Carrot = havuç

Carry = taşımak

Carry-on = sürdürmek

Carry-on = devam eden

Case = dava

Cash = nakit

Cashier = kasiyer

Cast = oyuncular

Castle = kale

Cat = kedi

Catalog = katalog

Catch = yakalamak

Catch = yakalama

Catcher = yakalayıcı

Category = kategori

Cattle = sığır

Cause = neden

Caution = Dikkat

Cave = mağara

Cease = durdurmak

Ceiling = tavan

 

Celebration = kutlama

Cell = hücre

Cent = sent

Center = merkez

Central = merkezi

Century = yüzyıl

Ceremony = tören

Certainly = kesinlikle

Certainty = kesinlik

Chain = zincir

Chain = zincirlemek

Chair = sandalye

Challenge = meydan okuma

Challenge = meydan okuma

Chamber = oda

Champion = şampiyon

Championship = şampiyonluk

Chance = şans

Change = değiştirmek

Change = değiştirme

Channel = kanal

Chaos = kaos

Characteristic = karakteristik

Characteristic = karakteristik

Charity = yardımlaşma

Charming = büyüleyici

Chart = grafik

Chase = kovalamak

Chat= sohbet

Cheap = ucuz

Check = çek

Cheek = yanak

Cheerful = neşeli

Cheese = peynir

Chemistry = kimya

Chest = göğüs

Chew = çiğnemek

Chicken = tavuk

Child = çocuk

Children = çocuklar

Chilly = soğuk

Chin = çene

Chip = yonga

Chocolate = çikolata

Choice = seçim

Choke = boğmak

Choose = seç

Chop = doğrama

Christmas = Noel

Church = kilise

Circle = daire

Circumstance = durum

Citation = alıntı

Citizen = vatandaş

City = şehir

Claim = iddia

Clap = kapamak

Clap = alkışlamak

Clarify = açıklamak

Class = sınıf

Classic = klasik

Classic = klasik

Classify = sınıflandırmak

Clause = madde

Clay = kil

Clean = temiz

Clean = temizlemek

Clear = açık

Clear = açık

Clover =zekice

Click = tıkla

Cliff = uçurum

Climate = iklim

Climb = tırmanmak

Clinic = klinik

Clock = saat

Close = kapat

Close = kapat

Close = yakın

Closet = klozet

Cloth = kumaş

Clothes =giysiler

Clothing = giyim

Cloud = bulut

Cloud = bulut

Cloudy = bulutlu

Club = kulüp

Coach = koçluk etmek

Coach = koç

Coal = kömür

Coast = sahil

Coast = kıyı

Coat = ceket

Cockpit =pilot kabini

Code = kod

Coffee = kahve

Coherent = tutarlı

Coin = para

Cold = soğuk

Cold = soğuk

Cold front = soğuk hava kitlesi

Collapse = çökmek

CCollapse = çökmek

Collar = yaka

Collect = toplamak

Collection = koleksiyon

College = kolej

Color = renk

Color = renklendirmek

Column = sütun

Comb = taramak

Comb = tarak

Combination = kombinasyon

Combine = birleştirmek

Come = gelmek

Comedy = komedi

Comfort = rahatlık

Comment yorum

Comment = comment

Commercial = ticari

Commission = komisyon

Commit = taahhüt

Committee = komite

Common = ortak

Common-law = Genel hukuk

Communicate = iletişim kurmak

Communication = iletişim

Community = toplum

Commute = hafifletmek

Company = şirket

Compare = karşılaştırmak

Compassion = merhamet

Complaint = şikayet

Complete = tam

Complete = tamamlamak

Completion = tamamlama

Complex = karmaşık

Complicate = karışık

Complicated = karmaşık

Component = bileşen

Computer = bilgisayar

Concentrate = konsantre olmak

Concentration = konsantrasyon

Concept = kavram

Concern = endişe

Concern = endişe

Concert = konser

Conclude = sonuçlandırmak

Conclusion = Sonuç

Concrete = beton, somut

Concrete = somutlaştırmak

Condition = durum

Conduct = davranmak

Conduct = davranış

Conference = konferans

Confidence = güven

Confident = kendine güvenen

Confine = sınırlandırmak

Confirm = onaylamak

Conflict = çatışma

Conflict = çatışma

Connection = bağlantı

Connection = bağ

Conscience = vicdan

Conscious = bilinçli

Consent = onay

Consider = düşünmek

Considerable = önemli

Consideration = düşünce

Consist = oluşmak

Consistent = tutarlı

Constant = sabit

Constantly = sürekli

Constitution = anayasa

Construct = inşa etmek

Construction = inşaat

Consult = danışmak

Consumer = tüketici

Consumer goods = tüketim malları

Contact = kontak

Contact = iletişim

Contagious = bulaşıcı

Contain = içermek

Container = konteyner

Contaminant = kirletici madde

Contamination = bulaşma

Contemporary = çağdaş

Content = içerik

Contentment = hoşnutluk

Contest = yarışma

Context = bağlam

Continent = kıtasal

Continually = sürekli olarak

Continue = devam etmek

Continuous = sürekli

Continuously = devamlı olarak

Contract = sözleşme

Contrast = kontrast

Contrast  = karşılaştırmak

Contribute =  katkıda bulunmak

Convenient = uygun

Conversation = konuşmacı

Convert = dönüştürmek

Convince = ikna etmek

Cook = pişirmek

Cook = aşçı

Cookie = çerez, kurabiye

Cooperate = işbirliği yapmak

Cooperation = işbirliği

Cope = başa çıkmak

Copy = kopya

Copy = kopyalamak

Copyright = telif hakkı

Core = çekirdek

Core = çekirdek

Corn = mısır

Corner = köşe

Corporate = kurumsal

Corporation = şirket

Correct = doğru

Correct = doğru

Correspond = karşılık gelmek

Cost = maliye

Cottage = yazlık

Cotton = pamuk

Cough = öksürmek

Council = meclis

Count = saymak

Country = ülke

Couple = çift

Courage = cesaret

Courageous = cesur

Course = kurs

Court = mahkeme

Cousin = hala kızı

Cover = kapak

Cover = kapak

Cover letter = ön yazı

Crack = çatlak

Craft = zanaat

Crash = kaza

Crazy = deli

Cream = krem

Create = yaratmak

Creative = yaratıcı

Creature = yaratık

Credit = kredi

Credit = kredi vermek

Crew = mürettebat

Crime = suç

Criminal = ceza

Crisis = kriz

Crisp = berrak

Cruel = acımasız

Crutch = koltuk değneği

Curiosity = merak

Currency = para birimi

Cynical = alaycı

 

İNGİLİZCE A HARFİ EN ÇOK KULLANILAN KELİMELER

Abandon = terk etmek, bırakmak

Ability = hüner, beceri

About = hakkında

Above = üstünde, üzerine

Abroad = yurtdışında

Absence = yokluk

Absolutely = mutlaka, kesinlikle

Abuse = suistimal etmek

Accept = kabul etmek

Access = giriş, erişim, erişmek

Accident = kaza

Accompany = eşlik etmek

Accomplish = başarıyla tamamlamak, sonuçlandırmak

Account = hesap

Accurate = kesin,doğru

Accuse = suçlamak

Achieve = elde etmek, başarmak

Action = aksiyon

Active = etkin, faal

Actually = aslında

Adapt = uymak, adapte olmak

Add = eklemek, ilave etmek

Addition = ilave

Adequate = yeterli

Adjust = ayarlamak

Adjustment = ayarlama

Administration = idare, yönetim

Administrator = idareci, yönetici

Admire = hayran olmak

Admission = kabul, itiraf

Admit = kabul etmek, itiraf etmek

Adolescent = ergen

Adopt = evlat edinmek

Adult =yetişkin

Advance =  ilerlemek

Advice = tavsiye,nasihat

Advise = nasihat etmek ,öğütlemek

Adviser = müşavir , danışmak

Advocate = avukat

Afford =parası yetmek

Afraid = korkmuş , ürkmüş

After =sonra

Afternoon =öğleden sonra

Against =karşı, aykırı

Aggressive = kavgacı , agreesif

Ago = önce

Agreement =anlaşma, mutbakat

Agriculture = tarım, ziraat

Ahead = ileride, ileri

Aid = yardım etmek

Aim =  amaç, hedef

Air = hava

Airport = havalimanı

Alcohol = alkol

Alliance = antlaşma, ittifak

Allow = izin vermek

Ally = müttefik

Almost = hemen hemen, neredeyse

Alone = yalnız

Along = boyunca

Also = ayrıca

Always = daima

Amazing – şaşırtıcı

Among – arasında

Analysis – analiz

Ancient – antik

And – ve

Anger = öfke

Angle = açı

Angry = kızgın, sinirli

Animal = hayvan

Anniversary = yıldönümü

Announce = duyurmak

Annual = yıllık

Another = öbür, başka

Answer = cevap

Anticipate = beklemek

Anymore = artık

Anyone = hiç kimse

Anyway = neyse, her neyse

Anywhere = her yer, herhangi bir yer

Apart = ayrı

Apartment = daire

Apparent = görünür

Apparently = anlaşılan

Appeal = başvurmak

Appear = görünmek

Appearance = görünüş

Apple = elma

Application = uygulama

Apply = başvurmak

Appoint = atamak

Appointment =  atama

Appreciate = değerini artırmak

Approach = yaklaşım

Appropriate = el koymak

Approval = onay

Approve = kabul etmek, onaylamak

Approximately = aşağı yukarı

Architect = mimar

Area = alan, bölge

Argue = tartışmak

Argument = argüman, sav

Arm = kol

Armed = ateşli, silahlı

Army = ordu

Around = etrafında, çevresinde

Arrange = ayarlamak, düzenlemek

Arrangement = düzenleme, ayarlama

Aarrest = tutuklamak

Arrival = gelme, geliş

Arrive = ulaşma

Art = sana

Article = kale

Aside = ayrı

Ask = sormak

Asleep = uyuşuk

Aspect = görünüş

Assault = saldırmak

Assert = iddia etmek

Assess = değer biçmek

Assessment = değerlendirme

Asset = varlık

Assign = atamak

Assignment = atama

Assist = yardım etmek

Assistance = yardım

Associate = birleştirmek

Association = birlik

Assume =  varsaymak

Assumption =  varsayım

Assure = garanti etmek

Atmosphere = atmosfer

Attach = eklemek

Attack = saldırmak

Attempt = girişimde bulunmak

Attend = katılmak

Attention = ilgi

Attitude = tavır

Attorney = avukat

Attract = cezbetmek

Attractive =  cazibeli

Attribute = bağlamak, atfetmek

Audience =   seyirci

Author = yazar

Authority = otorite, yetki

Available = müsait, mevcut, uygun

Average = ortalama

Avoid = kaçınmak, önlemek

Award = ödül

Aware = farkında

Awareness = farkındalık

Away = uzak, uzakta

Awful = berbat, rezil

İNGİLİZCE B HARFİ EN ÇOK KULLANILAN KELİMELER

Baby = bebek

Back = arka

Background = artalan, arka fon

Backpack = sırt çantası

Bad = kötü

Badly = kötü bir şekilde

Bag = çanta

Bake = pişirmek

Balance = denge

Ball = top

Band = müzik grubu

Bank = banka

Barely = zar zor

Basic = esas, temel

Basically = temelde

Basket = sepet

Bathroom = banyo

Battery = pil

Battle = savaş

Beach = plaj

Bean = fasulye

Bear = ayı

Beautiful = güzel

Because = çünkü

Become = olmak, haline gelmek

Bed = yatak

Bedroom = yatak odası

Beer = bira

Before = önce

Begin = başlamak

Beginning = başlangıç

Belief = inanç

Believe = inamak

Belong = ait omak

Below = aşağısnda

Best = en iyi

Bet = iddia, iddiaya girmek

Better = daha iyi

Between = arasında

Big = büyük

Bird = kuş

Birth = doğum

Birthday = doğum günü

Blame = ayıplamak, suçlamak

Blanket = battaniye

Blind = kör

Blood = kan

Blue = mavi

Body = vücut

Book = kitap

Border = sınır

Borrow = ödünç almak

Boss = patron

Bottle = şişe

Bowl = kase, tas

Box = kutu

Boyfriend = erkek arkadaş, sevgili

Brain =  beyin

Bread = ekmek

Break = kırmak

Breakfast = kahvaltı

Breast = göğüs

Breathe = nefes almak

Bridge =  köprü

Bright = parlak

Broken = bozuk, kırık

Brother = erkek kardeş

Brown = kahverengi

Brush = fırça, fırçalamak

Budget = bütçe

Build = inşa etme

Building = bina

Bullet = mermi

Burn = yakmak, yanmak

Bus = otobüs

Business =

Busy = meşgul

Button = düğme, buton

Buy = satın almak

Buyer = alıcı

Soap &Skin Me And The Devil Şarkı Sözleri ve Türkçe Anlamları

 

Early this morning 
-Bu sabah erken 

When you knocked upon my door 
-Kapımı çaldığında 

Early this morning 
-Bu sabah erken 

When you knocked upon my door 
-Kapımı çaldığında                                                   

And I said hello Satan, ah

-Ve selam Şeytan dedim.                                                                                    Ibelieve it is time to go 
-İnanıyorum gitme zamanı 

Me and the devil walkin’ side by side 
-Ben ve şeytan yan yana yürüyoruz 

Me and the devil walking side by side                                                      
-Ben ve şeytan yan yana yürüyor.

And I’m gonna see my man 
-Ve adamımı göreceğim 

Until I get satisfied   

-Memnun olana kadar                                                                                 

See, see, you don’t see why 
-Bak, bak, neden görmüyorsun 

And you would dog me ’round
-Ve sen bana köpek sürersin

See, don’t see why 
-Bak, nedenini anlama 

People dog me around 
-İnsanlar beni etrafta gezdiriyor 

It must be that old evil spirit 
-O eski kötü ruh olmalı 

So deep down in your ground

-Yerin derinlerinde                                                           

You may bury my body 
-Vücudumu gömebilirsin 

Down by the highway side 
-Otoyol kenarında 

You may bury my body 
-Vücudumu gömebilirsin 

Down by the highway side                                                                         
-Otoyol kenarında

So my old evil spirit                                                                                      
-Yani benim eski kötü ruhum

Can Greyhound bus that ride 
-Can Greyhound otobüs yolculuğu 

So my old evil spirit 
-Yani benim eski kötü ruhum 

Can Greyhound bus that ride 
-Can Greyhound otobüs yolculuğu 

Justice Carradine – Limbo Şarkı Sözleri ve türkçe anlamları

 

Justice Carradine – Limbo

 

I’m the space between the walls 

-Ben duvarlar arasındaki boşluğum 

The halls that no ones running through                                                              

-Kimsenin geçmediği salonlar 

They lead nowhere at all 

-Hiçbir yere gitmiyorlar 

Just a face, in a mirror 

-Sadece bir yüz, aynada 

In an empty room                                                                                         

-Boş bir odada

I keep on running and running 

-Koşmaya ve koşmaya devam ediyorum 

From the things I’m becoming                                                                          

-Olduğum şeylerden 

Man this shit’s so depressing 

-Adamım bu bok çok iç karartıcı 

‘Least it’s better than nothing                                                                         

-‘En azından hiç yoktan iyidir 

I’ve been patiently waiting                                                                       

-Sabırla bekliyordum 

Every breath suffocating me now                                                                    

-Şimdi her nefes beni boğuyor

It feels like I’m in limbo, limbo 

-Limbodaymışım gibi geliyor, limbo 

It feels like I’m in limbo, limbo 

-Limbodaymışım gibi geliyor, limbo 

Just follow where the wind blow, wind blow 

-Sadece rüzgarın esdiği yeri takip et, rüzgar esiyor 

It feels like I’m in, it feels like I’m in                                           

-İçerideymişim gibi, içerideymişim gibi geliyor

It feels like I’m falling out the sky 

-Gökyüzünden düşüyormuşum gibi geliyor 

Can’t tell the difference between night and day                                        

-Gece ve gündüz arasındaki farkı söyleyemem 

Either way, I can’t decide                                                                              

-Her iki şekilde de karar veremiyorum 

I’m only happy when it rains on me                                                            –Sadece üzerime yağmur yağdığında mutluyum

So what you wanna do? 

-Peki ne yapmak istiyorsun? 

I know you feel it too                                                                               

-Sende hissettiğini biliyorum 

What you wanna do?                                                                                    

-Ne yapmak istiyorsun? 

It feels like I’m in                                                                         

-İçindeymişim gibi geliyor 

It feels like I’m in

-İçindeymişim gibi geliyor

It feels like I’m in limbo, limbo 

-Limbodaymışım gibi geliyor, limbo 

It feels like I’m in limbo, limbo                                                                            

-Limbodaymışım gibi geliyor, limbo 

Just follow where the wind blow, wind blow                                                    

-Sadece rüzgarın esdiği yeri takip et, rüzgar esiyor 

It feels like I’m in, it feels like I’m in                                                             

-İçerideymişim gibi, içerideymişim gibi geliyor

It feels like I’m in limbo, limbo                                                                              

-Limbodaymışım gibi geliyor, limbo 

It feels like I’m in limbo, limbo                                                                      

-Limbodaymışım gibi geliyor, limbo 

Just follow where the wind blow, wind blow                                                          

-Sadece rüzgarın esdiği yeri takip et, rüzgar esiyor 

It feels like I’m in, it feels like I’m in                                                              

-İçerideymişim gibi, içerideymişim gibi geliyor

I keep on running and running 

-Koşmaya ve koşmaya devam ediyorum 

From the things I’m becoming 

-Olduğum şeylerden 

Man this shit’s so depressing 

-Adamım bu bok çok iç karartıcı 

‘Least it’s better than nothing 

-‘En azından hiç yoktan iyidir 

I’ve been patiently waiting                                                                               

-Sabırla bekliyordum 

Every breath suffocating me now

-Şimdi her nefes beni boğuyor

It feels like I’m in limbo, limbo                                                                      

-Limbodaymışım gibi geliyor, limbo 

It feels like I’m in limbo, limbo 

-Limbodaymışım gibi geliyor, limbo 

Just follow where the wind blow, wind blow 

-Sadece rüzgarın esdiği yeri takip et, rüzgar esiyor 

It feels like I’m in, it feels like I’m in

-İçerideymişim gibi, içerideymişim gibi geliyor

It feels like I’m in limbo, limbo 

-Limbodaymışım gibi geliyor, limbo 

It feels like I’m in limbo, limbo                                                                

 

-Limbodaymışım gibi geliyor, limbo  

Just follow where the wind blow, wind blow                                                   

 

-Sadece rüzgarın esdiği yeri takip et, rüzgar esiyor 

It feels like I’m in, it feels like I’m in                                                            

 

-İçerideymişim gibi, içerideymişim gibi geliyor

 

 

 

 

 

 

 

Tiësto – Lose You feat. ILIRA şarkı sözleri ve türkçe anlamları

I don’t wanna lose you 

-Seni kaybetmek istemiyorum 

But if I don’t, I’ma lose myself                                                                

-Ama yapmazsam kendimi kaybedeceğim 

I’ma lose myself 

-Kendimi kaybedeceğim 

I don’t wanna lose you 

-Seni kaybetmek istemiyorum 

But if I don’t, I’ma lose myself 

-Ama yapmazsam kendimi kaybedeceğim 

I’ma lose myself

-Kendimi kaybedeceğim

And I know if I never let go, never let go, never let go 

-Ve biliyorum asla bırakmam, asla bırakmam, asla bırakmam 

Never let go 

-Asla Bırakma 

Yeah, I know we can never go back

-Evet, asla geri dönemeyeceğimizi biliyorum

I don’t wanna lose you 

-Seni kaybetmek istemiyorum 

But if I don’t, I’ma lose myself                                                                

-Ama yapmazsam kendimi kaybedeceğim 

I’ma lose myself                                                                            

-Kendimi kaybedeceğim 

I don’t wanna lose you                                                                              

-Seni kaybetmek istemiyorum 

But if I don’t, I’ma lose myself                                                               

-Ama yapmazsam kendimi kaybedeceğim 

I’ma lose myself                                                                              

-Kendimi kaybedeceğim

I don’t wanna lose you 

-Seni kaybetmek istemiyorum 

But if I don’t, I’ma lose myself                                                               

-Ama yapmazsam kendimi kaybedeceğim 

I’ma lose myself 
-Kendimi kaybedeceğim 

I don’t wanna lose you                                                                       

-Seni kaybetmek istemiyorum 

But if I don’t, I’ma lose myself                                                               

-Ama yapmazsam kendimi kaybedeceğim 

I’ma lose myself

-Kendimi kaybedeceğim

Hold me one last time 

-Beni son bir kez tut 

Always been like home to me                                                            

-Her zaman benim için ev gibiydi 

Thought I must have lost the key                                                    

-Anahtarı kaybetmiş olmam gerektiğini düşündüm 

Only, one last time                                                                          

-Sadece son bir kez 

Pour a drink and make it strong                                                              

-Bir içki dökün ve güçlendirin 

‘Cause tomorrow, I’ll be gone

-Çünkü yarın gideceğim

‘Fore I let you go, we got the night 

-Çünkü gitmene izin verdim, geceyi aldık 

Gotta let you know you got me like 

-Beni sevdiğini bilmene izin vermelisin 

Ooh, I’m like ooh                                                                                    

-Ooh, ooh gibiyim 

Ah-na-na-na-na, eh                                                                                 

-Ah-na-na-na-na, ha 

‘Fore I let you go, we got the night                                                  

-Çünkü gitmene izin verdim, geceyi aldık 

No one’s ever known my body like you                                              

-Kimse vücudumu senin gibi tanımıyor 

I’m like ooh                                                                                           

-Ooh gibiyim 

Ah-na-na-na-na, eh                                                                               

-Ah-na-na-na-na, ha

And I know if I never let go, never let go, never let go 

-Ve biliyorum ki asla bırakmam, asla bırakmam, asla bırakmam 

Never let go                                                                                       

-Asla bırakma 

Yeah, I know we can never go back                                                   

-Evet, asla geri dönemeyeceğimizi biliyorum

I don’t wanna lose you 

-Seni kaybetmek istemiyorum 

But if I don’t, I’ma lose myself                                                           

-Ama yapmazsam kendimi kaybedeceğim 

I’ma lose myself                                                                             

-Kendimi kaybedeceğim 

I don’t wanna lose you 

-Seni kaybetmek istemiyorum 

But if I don’t, I’ma lose myself                                                              

-Ama yapmazsam kendimi kaybedeceğim 

I’ma lose myself

-Kendimi kaybedeceğim

I don’t wanna lose you 

-Seni kaybetmek istemiyorum 

But if I don’t, I’ma lose myself 

-Ama yapmazsam kendimi kaybedeceğim 


I’ma lose myself                                                                            

-Kendimi kaybedeceğim 

I don’t wanna lose you                                                                       

-Seni kaybetmek istemiyorum 

But if I don’t, I’ma lose myself                                                          

-Ama yapmazsam kendimi kaybedeceğim 

I’ma lose myself, baby                                                                

-Kendimi kaybedeceğim bebeğim

And I know if I leave you like that                                                         

 

-Ve seni böyle bırakıp bırakmadığımı biliyorum 

Leave you like that                                                                            

 

-Seni böyle bırak 

Yeah, I know we can never go back 


-Evet, asla geri dönemeyeceğimizi biliyorum 

Never go back 


-Sakın geri gitme 

I don’t wanna lose you 


-Seni kaybetmek istemiyorum 

But if I don’t, I’ma lose myself 


-Ama yapmazsam kendimi kaybedeceğim 

We can never go back


-Asla geri dönemeyiz

 

 

 

Trevor Daniel, Selena Gomez – Past Life

I’m trying to be honest with my happiness 

-Mutluluğuma dürüst olmaya çalışıyorum 

Don’t know why I’m bad at this, uh                                                    

-Bunda neden kötü olduğumu bilmiyorum, ah 

And I don’t want to sit all in my sadness                                            

-Ve üzüntümün içinde oturmak istemiyorum 

I know it’s a habit of mine                                                                

-Benim bir alışkanlığım olduğunu biliyorum 

Perfect, perfect timing                                                             

-Mükemmel, mükemmel zamanlama 

I start but I don’t know how to end                                             

-Başlıyorum ama nasıl biteceğini bilmiyorum 

Don’t re, don’t remind me                                                                     

-Sakın hatırlatma bana 

I ruined it before it began, oh

-Başlamadan önce mahvettim, oh

Last night was the last night of my past life 

-Dün gece geçmiş hayatımın son gecesiydi 

Got me here like you can never figure me out                                     

-Beni asla anlayamayacağın gibi buraya getir 

Last night was the last time, was the last time 

-Dün gece son, son kez 

I’ll never let you figure me out                                                            

-Beni çözmene asla izin vermeyeceğim 

Sitting here, talking to myself                                                           

-Burada oturuyorum, kendimle konuşuyorum 

Thinking how I used to use you                                                          

-Seni nasıl kullandığımı düşünmek 

Only thing I’m used to                                                                  

-Alıştığım tek şey 

Last night was the last night of my past life, whoa                               

-Dün gece geçmiş hayatımın son gecesiydi, whoa

Gave me what I wanted when I needed it 

-İhtiyacım olduğunda istediğimi ver 

Honestly, I mean it 

-Dürüst olmak gerekirse, demek istediğim 

And if I could convince myself to feel it                                                

-Ve eğer kendimi hissetmeye ikna edebilseydim 

You know I would feel it, I would                                         

-Hissedeceğimi biliyorsun 

Perfect, perfect timing                                                             

-Mükemmel, mükemmel zamanlama 

I start but I don’t know how to end                                                    

-Başlıyorum ama nasıl biteceğini bilmiyorum 

Don’t re, don’t remind me 

-Sakın hatırlatma bana 

I ruined it before it began, whoa                                                   

-Başlamadan önce mahvettim, vay

Last night was the last night of my past life 

-Dün gece geçmiş hayatımın son gecesiydi 

Got me here like you can never figure me out                                     

-Beni asla anlayamayacağın gibi buraya getir 

Last night was the last time, was the last time                                      

-Dün gece son, son kez 

I’ll never let you figure me out                                                              

-Beni çözmene asla izin vermeyeceğim 

Sitting here, talking to myself 

-Burada oturuyorum, kendimle konuşuyorum 

Thinking how I used to use you                                                          

-Seni nasıl kullandığımı düşünmek 

Only thing I’m used to                                                                    

-Alıştığım tek şey 

Last night was the last night of my past life, whoa                               

-Dün gece geçmiş hayatımın son gecesiydi, vay

Oh, whoa 

-Oh, vay

Whoa, whoa, whoa                                                                                 

-Vay, vay, vay 

Oh, whoa                                                                                              

-Oh, vay

Whoa, whoa, whoa                                                                              

-Vay, vay, vay

Last night was the last night of my past life                                       

-Dün gece geçmiş hayatımın son gecesiydi 

Got me here like you can never figure me out                                     

-Beni asla anlayamayacağın gibi buraya getir 

Last night was the last time, was the last time                                   

-Dün gece son, son kez 

I’ll never let you figure me out                                                             

-Beni çözmene asla izin vermeyeceğim 

Sitting here, talking to myself                                                         

-Burada oturuyorum, kendimle konuşuyorum 

Thinking how I used to use you                                                         

-Seni nasıl kullandığımı düşünmek 

Only thing I’m used to                                                                  

-Alıştığım tek şey 

Last night was the last night of my past life, whoa                             

-Dün gece geçmiş hayatımın son gecesiydi, vay

Oh, whoa 

-Oh, vay

Whoa, whoa, whoa                                                                             

-Vay, vay, vay 

Oh, whoa                                                                                              

-Oh, vay

Whoa, whoa, whoa                                                                            

-Vay, vay, vay 

Oh, whoa                                                                                              

-Oh, vay 

Whoa, whoa, whoa                                                                            

-Vay, vay, vay 

Oh, whoa                                                                                           

-Oh, vay 

Whoa, whoa, whoa                                                                            

-Vay, vay, vay

Where we’ve been, what we know                                              

 

-Neredeydik, bildiğimiz 

Will never go away 

-Asla gitmeyecek 

Will never go away


-Asla gitmeyecek

 

Dharia – August Diaries ŞARKI sÖZLERİ VE TÜRKÇE ANLAMLARI

I tried to keep a diary 

-Bir günlük tutmaya çalıştım 

To let it out away from me 

-Benden uzak bırakmak için 

Maybe

-Olabilir  

I should’ve burned your memory 

-Hafızanı yakmalıydım 

Instead I let it ruin me                                                                                       

-Bunun yerine beni mahvetmesine izin verdim 

You see

-Anlıyorsun

Watching the moon I feel its pain 

-Ayı izlerken acısını hissediyorum 

Idyllic but cold inside                                                                                               

-Pastoral ama soğuk iç 

Eating my soul you’re shattering, I love you boy                                              

-Ruhumu yiyerek paramparça oluyorsun, seni seviyorum oğlum 

You were my sin so hard to hide                                                                     

-Sen benim günahım saklanmak çok zordu 

But I’ll promise than from now on                                                                     

-Ama bundan sonra söz vereceğim 

You’re gone                                                                                            

-Sen gittin

It’s been a while since you and me                                                                 

-Sen ve ben beri uzun zaman oldu 

Have shared a real memory                                                                                 

-Gerçek bir hafıza paylaştınız 

You see                                                                                                              

-Anlıyorsun 

I feel the need, quietly                                                                                       

-İhtiyacı hissediyorum, sessizce 

To have you here close to me                                                                          

-Burada bana yakın olmak için 

Maybe

-Olabilir

Watching the moon I feel its pain                                                                        

-Ayı izlerken acısını hissediyorum 

Idyllic but cold inside                                                                                     

-Pastoral ama soğuk iç 

Eating my soul you’re shattering, I love you boy                                           

-Ruhumu yiyerek paramparça oluyorsun, seni seviyorum oğlum 

You were my sin so hard to hide                                                                         

-Sen benim günahım saklanmak çok zordu 

But I’ll promise that from now on                                                                      

-Ama bundan sonra söz veriyorum 

You’re gone                                                                                                      

-Sen gittin

All I remember                                                                                                  

 

-Tüm hatırladığım 

Cold like December 

 

-Aralık gibi soğuk 

She cries on the sofa 

-Kanepede ağlıyor 

Still wating for him to call her 

-Hala onu aramasını bekliyorum
 

But she shouldn’t notice 

 

-Ama fark etmemeli 

It was only August 

-Sadece ağustostu 

The cold that she felt wasn’t from the weather 

-Hissettiği soğuk havadan değildi 

Was from his poison                                                                                    

 

-Zehresindeydi

 

 

 

 

 

 

 

Eben  – The Kids Are Alright şarkı sözleri ve türkçe anlamları

I wonder what the world before you looked like 

-Merak etmeden önce dünyanın neye benzediğini 

I guess we’ll never know (yeah) 

-Sanırım asla bilemeyeceğiz (evet) 

Losing our minds living on borrowed time 

-Borçlanan zamanda yaşayan aklımızı kaybetmek 

But at least we got our phones

-Ama en azından telefonlarımızı aldık

Tell me not to do as you do but to do as you say 

-Bana senin yaptığın gibi değil, dediğin gibi yapmamı söyle 

Saying it’s no use with the youth these days 

-Bugünlerde gençlerle işe yaramadığını söylüyor 

All these thoughts and prayers feeling so cliché 

-Tüm bu düşünce ve dualar çok klişe hissediyor 

You got us here

-Bizi buraya getirdin

You set fire to the house 

-Eve ateş açtın 

Tucked us in with a kiss goodnight 

-İyi geceler öpücüğümüzle bizi soktu 

Cut the brakes to the car 

-Frenleri araca kesin 

Said, “Get in, you’re learning to drive” 

-“İçeri gir, araba kullanmayı öğreniyorsun” dedi. 

Tied our hands behind our backs 

-Ellerimizi arkadan bağladık 

Called it a fair fight, it’s fine 

-Buna adil bir mücadele denir, sorun yok 

We’re fine

-İyiyiz

The kids are alright 

-Çocuklar iyi 

(The kids are alright, the kids are alright)                                                        

-(Çocuklar iyi, çocuklar iyi) 

The kids are alright 

-Çocuklar iyi 

The kids are alright

-Çocuklar iyi

We’ll build a tower with the bricks that you threw 

-Attığın tuğlalarla bir kule inşa edeceğiz 

Oh, stack them one by one (yeah)                                                                   

-Oh, onları tek tek istifle (evet) 

Climb to the top and enjoy the view 

-Zirveye tırmanın ve manzaranın tadını çıkarın 

You’ll never see it, you’ll be gone (mmh)

-Asla görmeyeceksin, gideceksin (mmh)

Tell me not to do as you do but to do as you say 

-Bana senin yaptığın gibi değil, dediğin gibi yapmamı söyle 

Saying it’s no use with the youth these days 

-Bugünlerde gençlerle işe yaramadığını söylüyor 

All these thoughts and prayers feeling so cliché                                               

-Tüm bu düşünce ve dualar çok klişe hissediyor 

You got us here                                                                                                

-Bizi buraya getirdin

You set fire to the house 

-Eve ateş açtın 

Tucked us in with a kiss goodnight 

-İyi geceler öpücüğümüzle bizi soktu 

Cut the brakes to the car 

-Frenleri araca kesin 

Said, “Get in, you’re learning to drive” 

-“İçeri gir, araba kullanmayı öğreniyorsun” dedi. 

Tied our hands behind our backs 

-Ellerimizi arkadan bağladık 

Called it a fair fight, it’s fine (it’s fine) 

-Buna adil bir mücadele denir, sorun yok (sorun yok) 

We’re fine (we’re fine)                                                                              

-Biz iyiyiz (iyiyiz)

The kids are alright 

-Çocuklar iyi 

(The kids are alright, the kids are alright)                                                        

-(Çocuklar iyi, çocuklar iyi) 

The kids are alright 

-Çocuklar iyi 

The kids are alright

-Çocuklar iyi

You grew up 

-Büyümüşsün 

And gave up 

-Ve pes etti 

Then fucked up, said, “Tough luck” 

-Sonra becerdin, “Zor şans” dedi 

Yeah, you grew up 

-Evet, sen büyüdün 

And gave up                                                                                                    

-Ve pes etti 

Then fucked up, said, “Tough luck”                                                                  

-Sonra becerdin, “Zor şans” dedi 

Yeah, you                                                                                                          

-Evet sen

You set fire to the house 

-Eve ateş açtın 

Tucked us in with a kiss goodnight 

-İyi geceler öpücüğümüzle bizi soktu 

Cut the brakes to the car 

-Frenleri araca kesin 

Said, “Get in, you’re learning to drive”                                                               

-“İçeri gir, araba kullanmayı öğreniyorsun” dedi. 

Tied our hands behind our backs                                                                    

-Ellerimizi arkadan bağladık  

Called it a fair fight, it’s fine (it’s fine) 

-Buna adil bir mücadele denir, sorun yok (sorun yok) 

We’re fine (we’re fine)                                                                                       

-Biz iyiyiz (iyiyiz)

The kids are alright                                                                                         

 

-Çocuklar iyi 

(The kids are alright, the kids are alright) 

-(Çocuklar iyi, çocuklar iyi) 

The kids are alright

 

-Çocuklar iyi

 

jojo – Comeback şarkı sözleri ve türkçe anlamları

Trust me 

-Güven bana 

It’s so much better when you trust me 

-Bana güvendiğinde çok daha iyi 

So fuckin’ good, boy, it’s disgusting 

-Çok iyi, oğlum, iğrenç 

Tell me it’s mine or I’ma lose my fuckin’ mind 

-Bana benim olduğunu söyle yoksa lanet aklımı kaybedeceğim 

I need that dick all the time

Her zaman o dick ihtiyacım var

It’s crazy how we didn’t talk for years 

-Yıllarca nasıl konuşmadık çılgınca 

But we don’t need to say much to get caught up 

-Ama yakalanmak için fazla bir şey söylememize gerek yok 

My body knows you like you’ve been the only one 

-Bedenim seni tek olduğun gibi biliyor 

Baby, when we’re makin’ love

-Bebeğim, sevişirken

I’m selfish, gimme all that 

-Bencilim, hepsini ver 

Greedy bitch when I want that 

-İstediğim zaman açgözlü kaltak 

Hit them splits like an acrobat 

-Vur onları bir akrobat gibi böler 

Talk my shit ’cause I’m so bad 

-Kahretsin, çünkü çok kötüyüm 

With the lights off you can see me 

-Işıklar kapalıyken beni görebiliyorsun 

Feel you right underneath me 

-Seni hemen altımda hissediyorum 

You and me back with the repeat 

-Sen ve ben tekrarla 

Repeat

-Tekrar et

It’s a comeback, missed your lovin’ so bad 

-Bu bir geri dönüş, çok kötü sevdin özledim 

You make me come so fast 

-Beni çok hızlı getirdin 

Oh yeah 
-Ah evet 

And you know that I’ma keep this on track 

-Ve biliyorsun bunu yolunda tutacağım 

Glad we made a comeback 

-Sevindim geri dönüş yaptık 

Oh yeah, yeah
-Ah evet, evet

Hold me 

-Tut beni 

I need you here and all around me 

-Burada ve her yerde sana ihtiyacım var 

Now that I’m used to what is energy 

-Şimdi enerjiye alışkın olduğum için 

BDE

-BDE  

Beat it all the time, it’s all mine

-Her zaman yen, hepsi benim

It’s crazy how we didn’t talk for years 

-Yıllarca nasıl konuşmadık çılgınca 

But we don’t need to say much to get caught up 

-Ama yakalanmak için fazla bir şey söylememize gerek yok 

My body knows you like you’ve been the only one 

-Bedenim seni tek olduğun gibi biliyor 

Baby, when we’re makin’ love

-Bebeğim, sevişirken

I’m selfish, gimme all that 

-Bencilim, hepsini ver 

Greedy bitch when I want that 

-İstediğim zaman açgözlü kaltak 

Hit them splits like an acrobat 

-Vur onları bir akrobat gibi böler 

Talk my shit ’cause I’m so bad 

-Kahretsin, çünkü çok kötüyüm 

With the lights off you can see me 

-Işıklar kapalıyken beni görebiliyorsun 

Feel you right underneath me (underneath me) 

-Seni tam altımda hissediyorum (altımda) 

You and me back with the repeat 

-Sen ve ben tekrarla 

Repeat

-Tekrar et

It’s a comeback, missed your lovin’ so bad

-Bu bir geri dönüş, çok kötü sevdin özledim  

You make me come so fast 

 

-Beni çok hızlı getirdin 

Oh yeah 

 

-Ah evet 

And you know that I’ma keep this on track 

-Ve biliyorsun bunu yolunda tutacağım 

Glad we made a comeback 

-Sevindim geri döndük 

Yeah, yeah 

-Evet, evet 

Yeah


-Evet